30 Ocak 2010 Cumartesi

alkolü bıraksam mı acaba tamamen?

Son zamanlarda çok yoğun çalışıyorum. Ama öyle böyle değil yani. Ofisteki bilgisayarımın yanında sürekli olarak bekleyen tek dal sigara bunun bire bir ispatı. Masa başından kalkıp da sigara içmeye bile gidemiyorum. Şu maile de yanıt yazayım, öyle içeyim derken saatler geçiyor.

İşte bu yüzden yorulup, ilkokul çocukları gibi erkenden uyuyorum demiştim bir önceki postada hatırlarsan.

İçki de içmiyorum uzun zaman oldu. Yani 2 hafta oldu ağzıma sürmedim. Bırak dışarı çıkıp sosyalleşmek adına içmeyi, evde bile bir bira açıp içtiğim olmadı. İki hafta öncesinde de bri gün içmiştim zaten. Benim gibi alkol etkisini seven bir insan evladı için uzun bir süre bu.

Dün akşam iş çıkışı sevgili dostum Ayşegül'ün mezun olma sevincini paylaşmak adına kendisinin yanına gittim. Sanki doğum yapmış da oğlan doğurmuş doğulu kadınlar gibi şendi bebeyim benim. Kendisiyle İki bira sonrasında birkaç votka içtim. Cuma akşamı telefonlarından biri geldi sonra, dostum Erdem'in yanına gittim. İşte olan yine oldu orda. Ya anlamıyorum, adamın yanına gittim taksiye atladım bir de, sadece 10 dakika için mi? 10 dakika sonra çöktüm. Kolumu kadıracak, ağzımı açıp iki laf edecek halim kalmadı. Bu zaman zaman oluyor bana. Geçenlerde Gümüşlük'te tanıştığım karikatürist bi adam vardı, Galata'da onun evine gittim, biraz oturup kalkıcaktım güya. Adamın evinde kaldım ya! Yani kalakaldım. Çöküverdim bir dakikada, bayılacak gibi oldum. Yediğime içtiğime de dikkat ediyorum sözde, spor dersen eh işte ama inme iniyor sanki bana. Yorgunluktandır diyor geçiyorm her seferinde. Ama artık neredeyse hiç içmesem mi' nin sınırlarında dolaşıyorum. Ortamın huysuzu olucam bu gidişle. İçki masasında içki içmeyip ama o kadar sarhoş insana da ayık kafayla tahammül etmek benim yapabileceğim iş değil arkadaş.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Her sabah ama istisnasız her sabah, hafta sonu gelse de uyusam diyorum. Böyle hayat mı geçer?

Geçmez, buna bir çözüm bulmak gerek. İlkokul çocukları gibi akşam saat 10'da mı yatayım yani? Çok uyursam sersem oluyorum. Az uyursam da sersem oluyorum. Belki de uykuyla filan alakalı değildir, ben gerçekten sersem bir insan evladıyım ve bu halimle barışık yaşamayı öğrenmeliyim. '4 saatten fazla uyumam kanka, bana yeter' diyen insanlar da var mesela bence onlar başbakan filan olabilirler. Olsunlar da zaten, her şeyin en iyisini hak ediyor onlar. Zaten onlar biyonik, kolunu kessen demirler, teller çıkar; bizim gibi normal insanları gördüklerinde ekranlarında yaşımız, boyumuz, kilomuz yazar. Terminatör insan evlatları onlar.
Saat 22:40 ve ben yatıyorum. Terminatör değilim ben, Sarah Connor olabilirim ancak.

b vitamini

Çok unutkan olup bir boka yaramadığın günler olmuyor mu ya ? Her gün işe dev bir enerjiyle gelen insanların hayranıyım. Onlar gibi olabilmek için B vitamini kompleks almaya başladım. Hafızam güçlensin diye hem. Anneme mi benzeyeceğim acaba ben de, o da insanların ismini hep unutur mesela. Unutkanlığım yüzünden çaresizce kıvranırken ilkokulda öğretmenin dikte ettirdiği şeyleri kaçırdığında sıra arkadaşından baka baka yazardın ya, o hissiyat kaplıyor içimi. Öğretmeninin söylediklerini dinlemene gerek kalmıyor nasıl olsa, yazıyorsun ama ne yazdığını bile bilmiyorsun. Tek tek kelimeleri aklında tutuyorsun, çizgili defterine yazıyorsun, yazdığın anda siliyorsun aklından. Ne yazdın diye sorsalar bilmezsin, yalan mı ? Bir adım geriden gidiyorum böyle olunca, sevmiyorum böyle zamanları.

kış büyüsü / başım ağrıyor intro

Haftasonu gene hiç evden çıkmadım. Ama depresyondan felan değil, kış büyüsünden. Bir kere tüm bir cumartesiyi yatak içinde geçirip, 6 film arka arkaya izlemiştim. Bu güne dair baş ağrısı, o günün bahsini açıtğımda bile kafama saplanıyor. Nihayetinde bilgisayar ekranından fırlayan milyonlarca elektronun tacizine maruz kalmıştım. Taciz de denmez aslında, kendim seçtim bunu.

Neyse. Ama sorsan hangi filmleri izledin diye, hatırlamıyorum.

Bu haftasonu da bu büyünün etkisine kapıldım. Büyünün varlığını Cuma akşamından hissetmiştim zaten. Bu yüzden evin hemen alt katında bulunan fırından 4 simit alarak eve girdim. Pazar akşamına kadar da o simitleri peynir ve domatesle yedim. Simitler artık simit olmaktan çıktı, taş oldu. Taş fırın simidi buradan geliyor olsa gerek diye düşünerek, taşlaşmış simitleri mikro dalga fırın olsun, tost makinesi olsun, her türlü ev aletinin varlığından faydalanarak ısıtıp ısıtıp tekrar yedim. Büyü simidi ve büyü peyniri yedim. Büyüyü bozmamak için tuvalet hacetimi gidermek maksadı haricinde afedersin kıçımı kaldırıp da yataktan çıkmadım. Galiba hasta oluyorum diye kuruntular yarattım. Sonra çok hastayım, kolumu kaldıramıyorum dedim ta ki evde simit kalmayana dek. Evet. Tekrar dışarı çıkıp kendime yeni bir simit alma fikrine alışmak zaten başlı başına üç saatimi aldı hayatım, deliriyorum galiba. Ama sonra evden çıkınca bir bokumun olmadığı, gayet sıhhati yerinde gürbüz bir genç hanım olduğumu anladım. İnsan evde yata yata tembelleşiyor bebeğim yapma böyle şeyler.

Kar yaparken Beşiktaş'ta oturan bir dostun evine attım kendimi. Yağmur, çamur, kar, vs gibi doğa olaylarını güzel bulmamıştım bugüne dek ama şu dostun bahçesindeki iki portakal ağacının üstüne kar yağarken hoşlaştım biraz. Çıktım portakalları topladım. Sonra onları da yedim. Ulan bunlar hormonsuzdur bi de diyerek bir de iki litre filan suyunu sıkmışımdır. POrtakal suyundan sarhoş oldum hayatım. Sonra eve geldim. Ayağım kırıkken ördüğüm kalın pofuduk kazağı yüne doymayan sırtıma geçirmiş, 80'lerden kalma bir tayt ve çoraba dönüştürdüğüm, uçlarından ayak parmaklarım çıka çıka tozlukla battaniyelerin altında bir stil ikonuydum adeta bebeyim. Ve inanır mısın tek bir film izlemedim. Ama film izledim diye yalan söylüyorum sanki keyfim yerindeymiş gibi. Braking Bad diye bir dizi izlemeye başladım bu mevzu bahis dostun evinde. Sen de izle hayatım güzel çünkü. Başım ağrıyor, sırf bi şey yazmış olmak için yazdım, kızma bana.

12 Ocak 2010 Salı

Bazı vakitler sebepsiz yere kötü hissedersin, modumda değilim dersin, modum düşük filan dersin ya işte böyle vakitler sebepsiz yere güne kötü başladığımda kötü, hoşa gitmeyen bir rüya görüdüğüme inandırıyorum kendimi. Bu kötülük geceden geliyor diye düşünüyorum. Bu bazen birazcık daha iyi hissiyata sebebiyet veriyor. Kötü giden bir şey yok, kötü bir rüya ya da sadece kendime riya...