24 Şubat 2010 Çarşamba

Minibüs Güncesi II

Minibüslerde bi bok olmuyor demiştim ya, oluyormuş bebeyim. Minibüsler de değişik mekanlarmış. Mesela ne bileyim, şoförlerin sinirli vites değiştirmesi olsun, bitmek tükenmek bilemeyen öfkeleri olsun, değişik, keşfe değer taşıtlar.

Gece 23:33 şu an ve ofisteyim ben hala. Tüm gün ve gecemi ofiste geçirdiğim günlerden birini yaşıyorum, bunu haftanın 5 günü yaşıyorum gerçi. Dolayısıyla bırak Aşk-ı Memnu izlemeyi, haberleri izlemek bile sanki günah bana. Günah bebeyim. Evet. Haram. Minibüslere artık ayakta yolcu alınmayacakmış, haberlerde filan çıkmış. Ben de sabahları Beşiktaş'tan biniyorum, Maslak'a doğru yola çıkıyorum. Bir gün hınca hınç dolu olan, bilmediğin tanımadığın, yataktan yeni kalkmış, yüzünde yastık olan bir adamın nefesini boynunda hissetmek takdir edersin ki nahoş bir vaziyet.

Bir gün bunu yaşarken ertesi gün aynı saatte, aynı istikamette hareket eden bir dolmuşun sanki özel araç gibi sadece oturan yolcular taşıması, hatta ayakta yolcu almaması, Levent'e kadar oturarak gitmiş bir yolcuyu indirdikten sonra aynı durakta minibüse binen ikinci yolcuyu zorla minibüsten indirmesi ve öfkeyle ağzından tükürükler saçarak 'in kardeşim in dedik, senin yüzünden ceza yiceğm' diye haykırması ve 25-30 dakikalık yolculuğum süresince içinde 'ceza' geçen buna benzer ybirkaç cümle daha kurması, adama yakın bir tarihte sağlam bir ceza kesildiğini sezdirdi bana. Bu durum anlaşılabilir, kabul edilebilir. Ancak bu şoför ile 'müsait bir yer' tabiri konusunda da anlaşmazlık yaşayan yolcular oldu. Adamın müsait bir yerde indirmektense müsait yerin 10-15 metre ileri veya gerisinde indirmesi ve bu müsait yer konusunda sürekli olarak pazarlığa girişmesi minibüs içerisinde bir karmaşaya sebep oldu. Her ağızdan çıkan mırıldanmalar minibüsün orta kısmında kapının önündeki boş alanda oyoyOY seslerinin birikmesine sebep oldu. Bir uğultu aldı başını gitti. Ben ise fakir bir insan olduğum için, pil kısmının kapağı kırılmış, usb girişine takılan başka bir kapağı kırılmış, kulaklıklarından sadece biri çalışan yaklaşık yüzyıl önce Almanya'da aldığım ufak minik müzik dinleme aletimi artık yanımda taşımadığımdan; haberleri izleyerek değil de birebir şahit olarak minibüslere ceza kesme olayını deneyimlemiş oldum.

Bir de her gün gönüllü birinin çıkıp muavin rolü üstlenmesi durumu var. Zaten arkadan öne para uzatma mevzusu apayrı bir konu. Ben mesela bana para verildiğinde direkt öne iletiyorum. Ön taraftan para üstü geldiğinde de arkaya iletiyorum direkt. Ağzımdan çıkan tek kelime 'bir 4. Levent,2 Maslak' oluyor. Ve para üstünü de arkadakilere verirken, arkadakiler esrarengiz bir şekilde hangi 5 liranın üstü filan, biliyor oluyorlar.

Lakin bazı yolcular da arkaya para uzatırken, 'evet 20 lira üstü 1 tane 4Levent, 10 lira üstü Maslak' diyorlar. Ben konuşmak istemiyorum. Hatta arkadan para uzattıklarında ilgilenmiyorum çoğu zaman, yanımda oturan kişiye bu görevi devrediyorum. Bilmiyorum, bana gıcık oluyorlar mıdır acaba? Bilemiyorum. Ama düşünüyorum bunu. Evet. Düşünüyorum. Çünkü hayatım, bir kere o parayı alıp uzatırsan herkes sana uzatmaya başlıyor, birden bire 'günün muavini' oluyorsun. Yalan mı?
Değil.

Bazen de hadi alayım ulan bu sefer diyorum, keyfim yerindeyse filan mesela. Ama parayı uzatır uzatmaz sanki diğer insanlarla kol kola girip şarkı söyleyecekmişim gibi hissediyorum. Ne bileyim.Tuhaf değil mi? Bence tuhaf.

Ama şu evrende en tuhaf mesleklerden biri ise minibüs bekçisi olan şu adamlar var ya, onların yaptığı iş. Mesela bunlardan var Maslak dolmuşlarının orda. Harbiye'ye giden dolmuşlarda da var. Gelen minibüse 'beri gel' işareti yapıyor sinirli, kararlı ve kendinden emin bir şekilde. Yani şoförler her gün, günde 150 kez filan yanaştıkları park yerini bilmiyorlar mı? Ya da şaşırıyorlar mı nedir yani, biri açıklasın bunu bana. Bunlar şoför değil, muavin değil ne peki bunlar? Yani bu işin adı ne?

yakşamlar ya.

17 Şubat 2010 Çarşamba

TAHTEREVALLİ

Bu kelime böyle yazılıyor bebeyim, bundan sonra lütfen tattıravalli, tahteravalli, tahtıravalli filan yazma.

2 Şubat 2010 Salı

Minibüs Güncesi I

Maslak'tan Beşiktaş'a gelmek 2 saat sürdü. Artık İstanbul trafiğini ben de yaşamaya başladım. Tramvay kullandığım vakitler artık geride kaldı. Değişiklik iyidir.
Artık ne yazık ki tramvay güncesi tutamayacağım. Maslak yolundaki minibüslerin güncesini mi tutsam diyorum ama o minibüsler tramvay kadar heyecanlı olmuyor. Minibüste karşımda barfiks çeken biri çıkmayacağı kesin en azından.

Ama bugünkü iki saatlik Maslak-Beşiktaş yolculuğum sırasında bir kadın 4.Levent'ten bindi ve herkes gibi öndekine para uzatarak 'bir 4 Levent uzatır mısınız?' gibi saçma bir sual etti. OK, dalgın olabilir, yorgun olabilir vs. Ama ineceği sırada şoföre 'bu ışıklar değil, bir sonraki ışıkları geçtikten sonra ilerde 2.sapakta biraz ileride ineceğim' demesi gerçekten biraz ilginçti. Şoför acaba bunu unutmamalıyım diye kendi zihniyle boğuşmuş mudur, merak etmiyor değilim.

Neyse, minibüsler hiç heyecanlı değil.Minibüs Güncesi II olmayabilir hatta. Bakalım hayat bana ve minibüslere neler getirecek.