29 Mart 2010 Pazartesi

54. izleyiciye Ördekçioğlu'ndan tencere seti !

O kadar yazmadım, 54 tane izleyicim olmuş. Gözlerim yaşardı. Kalabalık bile olmuşuz. Nihayetinde İsa'nın akşam yemeğinde 13 kişi vardı, Atatürk cumhuriyete tek karar verdi, haramiler desen kırk kişiydi. Biz bu 54 kişi (bi de ben 55 ) dünyayı ele geçiririz.
(feat deniz ulkutekin)

klavyem yavaş yavaş yok oluyor

selam bebeyim.

Biliyorum ara ara baktın buraya, neden az yazıyor artık dedin, artık az yazıyor dedin, kabullendin. Blogu ziyaret etme frekansın gittikçe azaldı. ve şimdi bu biraz boş postayı gördüğünde boş olsa bile seveceksin. Eskiden burun kıvırıp 'ı ıh ya bu iyi olmamış' dediğin postalardan daha boktan bi şey koyucam buraya ama sevineceksin. bebetom beni özledin, boşuna inkar etme.

Artık buraya yazmak zor kanka. Neden biliyo musun? Bi kere 'e' harfi koptu. Eve geldiğimde (bunu yazarken bile ne kadar çok 'e' kullandım farkındaysan) Bi gün eve geldiğimde klavyedeki e harfi ilginç bir şekilde klavyenin yanında duruyodu. Lan nasıl oldu bu diyecek oldum, bilgisayarın yanında boylu boyunca uzanan biriciğim Mehmet'i gördüm. Ona nasıl kızarım, olsun cana geleceğine mala gelsin dedim. Bu e tuşunu sakladım ben. Bilmiyorum neden sakladım. Belki moda yapıyo kızlar, kulaklarına filan takıyolar, ben de takarım dedim. ama bana olmadı. varoş durdu. Vintage ile varoş arasında dolaşan bir çizgim var. Ama neden öyle bir çizgi var, bilmiyorum. Sorma işte ama var biliyorum çünkü ben oradayım.

Bu e tuşu yok oldu. Galiba Mehmet yedi. e tuşunun altında klavyenin ustunde kalan minik sunger gibi şeye çat çat basarak yazıyordum. Sorun yoktu. Ama geçen gun bu sunger gibi şey de koptu gitti. e tusu gibi yuzumdeki ben buyuklugundeki bu sunger şeyini komödinimin ustune koydum. Ama sonra o da yok oldu. Aynı gunlerde ü harfi bozuldu. ü'ye nasıl basıyorsun deme, ayı gibi basınç uyguluyorum. Zaten bak bakalım yazının başına hiç ü kullanmış mıyım. ü yerine u kullanıyorum. zaten mac kullanıyor havası veriyor, o yuzden şikayet etmiyorum ü için. Ü yine idare eder ama e'siz yaşam zor. Ü'nun ikamesi olarak u kullanabiliyorsun. ama e tek, can, candan. Karizmatik. eksikliğini hissediyorsun. bunu söylerken bile hissettiriyor kendini, her kelimenin içinde e var nerdeyse. bak bakalım.

seni seviyorum bebeyim, ve kalbin kadar bu temiz sayfayı ayırdığın için çok teşekkurler.




17 Mart 2010 Çarşamba

çüş devenin nalı

Bugün uyandım, ofiste cumaya kadar yetiştirmem gereken işleri yaptım, oh yarın cuma dedim, akşam için bi plan yapabilirim ya da evde olmak ve yayılmak bile dev bir plan dedim. Hatta Cuma
gününün mutluluğu perşembeye yansır ya, perşembeleri 'yarın cuma' sevinci olur, cumaları da 'cuma' sevinci olur ya, işte 'yarın Cuma' sevinci yüzünden moonwalk filan yapmaya çalıştım ofiste. Gün bitip de eve gitmeden hemen önce kısa bir diyalog sırasında bugünün aslında çarşamba olduğunu öğrendim ve dünya başıma yıkıldı. Evet. Yıkıldı bebeğim. Eve gitmeden hemen önce ayaküstü bu konuşmayı yapmasaydım, eve geldiğimde sevgili kedim Mehmet'ten de bugünün Perşembe olduğunu öğrenemeyeceğime göre, acaba yarın Cuma diye mi uyanacaktım mesela? Yarının da Cuma olduğunu öğrenemeyip bir sonraki gün işe filan gitmiyomuşum mesela ben. oha.

1 Mart 2010 Pazartesi

değişik kafalar - interesting heads

Az önce sanki tüm gün bilgisayar ekranına bakmamışım gibi eve gelir gelmez messengerı açtım. Sevgili ev arkadaşım bana sanki çok evcimen biriymiş ve tüm gününü mutfakta geçiriyormuşçasına slm bile demeden - dolabta barbunya, ocakta da çorba var- gibi dünyanın en manasız cümlesini kurdu. kendisine motor çarpmış da geçenlerde günlerce o yüzden çıkmamış odasından. Kalkamadığından yani. Ayaklanıp da kas ağrıları geçince odasından çıkıp selam etti. Ben de tv izliyor yayılıyor sanıyorum, meleğim benim.