28 Mayıs 2010 Cuma

siz kardeşsiniz, o senin baban!

Her şey sevgili kuzenimin bana 'Sen Fırat'ı nerden tanıyorsun? Siz akrabasınız, anlatıcam sana' şeklindeki facebook mesajıyla başladı. Ben de içime sığmayan bir heyecanla mevzu bahis hakkında daha fazla detay almak için aradım kendisini. Kendisi şeker bir insan olmasına rağmen, seni aricam , işim var diyerek çat diye telefonu suratıma kapattı. Ben bozulmadım buna, ciddi bir işi var hatunun, benim gibi spor ayakkabıyla, dağınık saçlarla, ağzında sakızla işe gelmiyor, tabi ki de suratıma telefon kapatabilir diyerek havamı hiç bozmadan kendisini facebooktan yanıtladım. 'oh yoksa Fırat K. mı? bu akşam onun evinde bir partiye gidiyorum, ofisten arkadaşım, çok severim' gibisinden heyecanlı cümleler yazıp yolladım.

Bu gazla ofisteki Fırat K.'nın yanına koşarak 'bebeyim sen ve ben akrabaymışız, benim İzmir'deki teyzemlerle, sizin İzmir'deki anneler babalr tanışıyormuş diyerek, onun boynuna sarıldım. Heyecandan boynunu biraz sıktım. O bana hiç sarılmadı. Napıyosun be? dedi. Söylediklerimi aynen tekrarladım, tek tek kuzenlerimin isimlerini saydım. Bir şey ifade etmeyince teyzemin adını söyledim. Suratıma mimiksiz bir ifadeyle bakmaya devam ediyordu ben onu omuzlarından tutup sarstıkça. belki de eniştemin yani teyzemin kocasının bir akrabası olduğunu düşünerek eniştemi, eniştemin erkek kardeşinin isimlerini söyledim. Eniştemin erkek kardeşini tanımıyorum aslında ama uzaktan bir yerden Fırat'la akraba olmak istiyordum, neden bilmiyorum. Kendimden aşırı emin tavırlarla da 'olum sen tanımıyorsun ama annene sor o kesin tanır' diyerek annesini arattırdım zavallı çocuğa. Fırat durmaksızın annesine de manasız gelen benim tüm akrabalarımın isimlerini saydı, ancak bir çözüm yolu bulamadık.
O sırada kuzenim nihayet beni aradı ve olayı açığa kavuturdu. Bu arada ben tüm ofise Fırat'la akaraba olduğumuz şeklinde bir basın açıklaması yapmıştım bile. Fırat ise benim heyecanımı gölgelemek istercesine 'hayır değiliz' dedi durdu. Kendisinin bu çabasını tebrik ediyorum.

Velhasıl biz bu Fırat'la akraba filan değilmişiz hayatım, bir iki ay öncesinde münasebetim olan, daha yeni tanıştığım, dostlarımın dostu olan bir arkadaşla dıdısının dıdısı şeklinde akılda çok tutulmayacak bir bağa sahibim başka bir fıratla. FIRAT E! O halde niçin 'siz kardeşsiniz' denmiş gibi seviniyorum bilemiyorum. Bugün hiçbir şey bilmiyorum. Bir afiş yapmak istiyorum, onun ve benim birer mahsun ama mutlu fotoğrafımızı içeren. Neden olmasın?

'bu çocukla umarım manita değilsin' demesiyle kuzenim tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Zaten bizim ailede en akıllı insan o bence.

Bu arada bi arkadaşım akraba yerine 'akrağba' diyo ama akraba yazıyo. Her dediğinde gülesim geliyo ama bi şey de demiyorum, ben de böreğe böğrek diyorum nihayetinde, ilkokulda da böğrek yazardım. Hala öyle yazmak istiyorum. Börek bana yabancı geliyor. Ne bileyim, böğrek daha candan. Sence de öyle değil mi? Bence öyle. Bilemiyorum.

4 Mayıs 2010 Salı

anaflaktik şok veriyorum, aricam seni

İnsanın içinde bir öpüş, bir seviş, bir konsere gitme, bir piknik yapma isteği, bir coşku, kulaklarda öten bıldırcınlar ve daha niceleri. Bahar geldi bebeyim, sakın bana çıkan güneşten heyecanlanmadığını, 1 Mayıs yürüyüşünde biraz olsun yüzüm de yanar diye aklından geçirmediğini sakın söyleme, inanmam. Olağan şeyler bunlar, raadol.

İnsanın böyle gene bloguna dönesi geliyor, acaba diyor ben kış uykusunda mıydım? Cemre düştü ben kendime mi geldim?
Allahım çok boş konuşuyorum, çok mutluyum.

Bira içme sezonu da başladı artık, yaza girerken bikini alışverişleri başlamışken tam, göbişi büyütmek de hiç hoş değil aslında ama nabalım arkadaşım, bira içmek zorundayız, insanlık olarak buna mecburuz. Bundan kaçış yok.

Bade'de otururkene bir gün, her bira içen masa gibi, 'ya bu sokak aynı Barselona'ya benziyo' diyip Barselona'ya hiç gitmemiş bir insan grubu olarak yıllık bahar ritüelimizi gerçekleştirmiş olmanın büyük coşkusuyla pazar akşamı keyfi yaptık eski iki dostumlan beraber. Bunlardan bir tanesi ile yüzümüz yansın diye sabahında Rumeli Hisarı'na gidiş-geliş olarak iki saatlik yürüyüş yaptık ama gene de güneş bana mısın demedi. evet. Bana mısın? bu ne demek bilmiyorum ama sevgili ananeciğim hep böyle söylerdi. 'sesin çatallı' yerine 'sesin dıygıllı' diyen bir kadına herhalde 'bana mısın' ne demek diye sorulmaz. Hiç sormadım ben de. Neyse efendim, yüzümüz yansın diye yürüdük de yürüdük. Eve döndüğümüzde yüzümüz kızarmış diye sevindik biriciğim Darla ile. Ulan dedim acaba biz deli gibi yürüdük diye al yanaklı hacer mi olduk kan ter içinde? Klişeleri çok seven dostum Darla, tabiki de bu özelliğine yakışır bir şekilde 'duş aldıktan sonra ortaya çıkar o' diyerek eski bir yazlık klişesini hatırlatmakta gecikmedi.

Aynı gün içinde sporcu kişiliğimize bir de sanatsever yanımızı eklemek hevesiyle Karşı Sanat'taki bir sergi açılışına gidelim dedik. Bir sergi açılışına gitmek aynı zamanda insanın gizli beleşçi yönünü de simgeler, bilirsin, az çok gitmişsindir sanat sepet orgaizasyonlarına,üstelik sırf içki içmek için. Bienal'in açılış gecesi gidip orda sanat yapıtlarını mı gördün ha doğru söyle? İçki içtin, milleti kestin. İçeri girip Canan Şenol'un her bir yerde yayınladığı memeli videosunu izledin mi? İzlemedin! ben yemem kanka.

Neyse, sergiyi kaçırmışız. Gene bir yürüyüş mürüyüş dediler, yeter ulan artık dedik, oturup bira içelim göbişleri şişire şişire. Bade'ye oturduk işte. Olaylar ondan sonra gelişti. 3 tene bira içtik. Sevgili dostum Evrim'e 'ulan senin bu manita tatlı çocuk, ne kadar artislik yapsan da böyle sus pus duruyo, gaza gelme, ona hep bi şans tanı bebeğem, insanlar leş artık' gibi klişe laflara devam ettim. 'gaza gelme' dediğim halde çıt çıt masanın altından sen git, sevdiceğine 'ben senlen evlenmek istiyorum' yaz! ulan ben o kadar gaza geleceğini bilsem adamı o kadar pohpohlar mıyım? mesajla evlenmek teklif etti adama! ŞOK!

- senle evlenmek istiyorum. ciddiyim!
-anaflaktik şok veriyorum, aricam seni.

Adam doktor, okumuş, etmiş, hala da okuyor, doktorların okulu bitmiyor. - haha, al sana bir klişe daha bebeyim. Bugün baya rahatlamışsındır bunlarla, geçmişini inkar etmene göz yumamam, anladın mı, yumamam!-

Ne diyordum, hah, adam doktor ve nöbette, amcanın tekini de arı sokmuş, arıya da alerjisi varmış, adam yolcu, gidici yani, bizim bebiş de buna şok verirken, yaşadığı ufak çaplı şokun gazıyla adamı ölüm döşeğinde bırakıp bu mesajı attı kıza.

-anaflaktik şok veriyorum, aricam seni.

çok romantik. ben o ne laağn diye bağırdım ama sevgili dostum da bu camiadan olduğundan durumu sükunetle karşıladı, lakin ben neredeyse sandalyemden düşüyordum. Ben bu kızın da nikah şahidi olucam şimdi. İkinci kez nikah şahidi olucam. Ben profesyonel bir nikah şahidiyim artık, kim ikinci kez nikah şahidi olur ki? İkinci kez gelin olursun, damat olursun, anne olursun, türkiye 2. güzeli olursun ama ikinci kez nikah şahidi olmazsın.

Sevgili anneciğim de ne yapar eder konuyu evliliğe bağlar, ben bunu şen bir güruhla kendisine söylediğimde milletin nikah şahidi olacağına artık kendi nikahını yap şekerim dedi bana. Annem metin yazarı filan olmalıydı belki de. Ya da ne bileyim. Bilmiyorum.

İyi baharlar.