21 Mart 2011 Pazartesi

pazartesi akşamı tv kafası

merhaba bebeyim. bence dns ayarlarını değiştirmekle çok harika bir şey yaptın. hem kendi bloguna da yazabiliyorsun. bak bana gıcık oluyorsun, ama yine de okuyorsun, belki seninle ilgili bi şey yazarım diye, öyle değil mi?
şimdi gözlerini kapat ve kendine karşı dürüst ol, seni küçük şeytan!

sevgili kardeşim imece şu bin yıldır süren ve aşırı yeteneksiz oyunculukların sergilendiği ezel'i izliyor ki ben de bu sayede bilgisayarı rehin almış durumdayım.

allahım, ezel lütfen bitsin. ya da sen bizi bir şekilde ikna et bu dizinin neden hala devam ettiği ile ilgili bize bir ışık gönder. Bu arada Arka Sokaklar dizisinin de neden hala devam ettiğine dair bir ışık gönderebilirsen çok sevinirim.

Şu Sinem Kobal'ın oynadığı dizi var ya, Küçük Sokaklar diyesim geldi de Küçük Sırlar olacak, mesela onun neden devam ettiğine anlam verebiliyorum. Evet devam ediyor, bir kitlesi var, genç liseliler olabilir diye düşünüyorum ama Ezel ve Arka Sokaklar gerçekten inanılmaz bir performans sergiliyor.

Arka Sokaklar dizisinde her sahnenin bir kez, evet bebeyim yanlış duymadın, sadece bir kez çekildiğini biliyor muydun? biliyorsun, çünkü daha önce yazmış olabilirim. ya da bu mevzuyu bahis etmeyi aklımdan geçirdiğim için yazdığımı sanıyor olabilirim, biraz pothetiko bir durum!

evet, Arka Sokaklar dizisinin her sahnesi bir kez çekiliyor. Bir de oyunculradan biri bunu konuk olduğu bir programda söylemişti, sanki marifetmiş gibi. Kimkiduk mu sanıyorlar artık bilemiyorum, o da bir sahneyi sadece bir kez çekiyormuş. Stanley Kubrick de tam tamına 1000 kez çekiyormuş mesela. Yani bu Arka Sokaklar dizisi aslında bir Kimkiduk eseri adeta. Ama her sahne o anda oluyor yani, ilginç. Sürekli zoom yapan bir kamera, sözde gerginlik veren bir senaryo ama bir kere bile gerilmediğin ama noluyo lan burda ne bu zoom kafası dedirten bir görüntü silsilesi. bi de bunları da baştan sonra bir bölüm izlemiş biri olarak söylemiyorum, çünkü o gir-çık zoom'lardan başım dönüyor her seferinde midem bulanıyor, uçakta gibi oluyor insan. uçakta sarhoş olup ama kendini kötü hissettiğini düşün, öyle saçma bir hissiyat işte. üzgünüm.

Bir iki sene önce belki, Cansu Dere'nin oyunculuğu ile ilgili yok kendimi geliştirdim, yok kendimi aştım bilmem ne gibi bir röportaj okumuştum, bir de bir eş-dost "yalnız bişey dicem, cansu dere iyi oynuyor" demişti. lakin kim demişti artık bu göz yanılması mı yoksa gözü kör Cansu Dere'ye aşık olmak mı, bu yani başka bi şey. Şimdi İmece, Ezel'i izlerken Kenan İmirzalıoğlu'nun değşmeyen Deli Yürek imajına, üzerinden çıkmayan kokuşmuş takım elbisesine, yıllardır başrol oynamasına rağmen hala kontrol edemediği ses tonu ve üstüne de yalan oyunculuğunu Cansu Dere'nin yalan oyunculuğu ile perçinlemesine, bu saçmalıklar arasında bir de Haluk Bilginer'i gördükçe şaşırdığıyla kalıyor insan.

yazdıklarımı okumayacağım şimdi, feci anlatım bozuklukları yaptığıma eminim.beni mazur görüyor ve kendine çok iyi bakıyorsun bebetom!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder