12 Aralık 2011 Pazartesi

toplantı

Kadın önce başını doğrularcasına salladı. "Tamam öyleyse, bu konuyu bir an önce aramızda discuss edelim." Sonra ekledi: "Satış ekibimiz bu konuda çok excited. Onların excitement'ını yok etmeden bu issue üzerine asap bir şekilde focus olmamız gerekiyor. Bu projede iki önemli nokta var. 1:time ve 2: budget"

işte o an ben napıyorum acaba tam olarak şu anda burada bir İngilizce kursunun konuşma derslerinden birinde miyim yoksa üzerinde çalıştığımız yalanlarla dolu boktan bir işten mi basediyoruz diye duraksadım. Rüya görüp görmediğimden şüphe ettim.

Sonra yanındaki kadın "burada must to have'lerimizden biri çocukların dostluk fikrini veriyor olması" dedi.

Toplantıya birlikte gittiğim iş arkadaşım kızcağızın "ulan bu dünyada tek hazırlık okumayan benim galiba" diye günün birinde hayıflanışı aklıma geldi. Oysa ki kendisi ilginç bir şekilde yarı İngilizce yarı Türkçe yapılan bu konuşma devam ettikçe defterine bir takım notlar alıyordu. Bu konuşmanın neresini not alıyor diye defterine bakacak oldum. Kızcağız ne yazacağını bilemeden yazdığı cümle ile gözlerimin içine manasızca baktı "I love you"

sanıyorum o da o an kendisini sorgulamış olmalı. Acaba ben bu dünyaya neden, neye hizmet etmek, neye faydalı olmak için geldim diye sormuş olmalı benim gibi.

Yapılan konuşmalar kulaklarımızda uğultudan birer dağa, tepeye dönüşürken toplantıda ben bol bol tırnaklarımı yedim, o da defterine bi şeyler çizdi durdu.

Sonunda bu toplantıyı sonuçlandırmış olmanın zaferiyle kadın ellerini çırptı ve "fine o zaman" dedi ve toplantı bitti. toplantıdan bana arta kalan İngilizce kelimelerin Türkçe karşılıklarını düşünerek girdiğimiz bu çok mühim toplantının toplantı notunu ise ben yazdım. o kadar çok yapmak istemedim ki. Bir de üzerine ilgileniyormuşum gibi görünmek yok mu. Bu performansı oyunculukta sergileseydim mesela şu an Fatmagül ben olabilirdim.



1 Nisan 2011 Cuma

tasarım alaturka'ya bayıldım!

www.tasarimalaturka.com bak, sonuna kadar bak, bayılacaksın!

21 Mart 2011 Pazartesi

pazartesi akşamı tv kafası

merhaba bebeyim. bence dns ayarlarını değiştirmekle çok harika bir şey yaptın. hem kendi bloguna da yazabiliyorsun. bak bana gıcık oluyorsun, ama yine de okuyorsun, belki seninle ilgili bi şey yazarım diye, öyle değil mi?
şimdi gözlerini kapat ve kendine karşı dürüst ol, seni küçük şeytan!

sevgili kardeşim imece şu bin yıldır süren ve aşırı yeteneksiz oyunculukların sergilendiği ezel'i izliyor ki ben de bu sayede bilgisayarı rehin almış durumdayım.

allahım, ezel lütfen bitsin. ya da sen bizi bir şekilde ikna et bu dizinin neden hala devam ettiği ile ilgili bize bir ışık gönder. Bu arada Arka Sokaklar dizisinin de neden hala devam ettiğine dair bir ışık gönderebilirsen çok sevinirim.

Şu Sinem Kobal'ın oynadığı dizi var ya, Küçük Sokaklar diyesim geldi de Küçük Sırlar olacak, mesela onun neden devam ettiğine anlam verebiliyorum. Evet devam ediyor, bir kitlesi var, genç liseliler olabilir diye düşünüyorum ama Ezel ve Arka Sokaklar gerçekten inanılmaz bir performans sergiliyor.

Arka Sokaklar dizisinde her sahnenin bir kez, evet bebeyim yanlış duymadın, sadece bir kez çekildiğini biliyor muydun? biliyorsun, çünkü daha önce yazmış olabilirim. ya da bu mevzuyu bahis etmeyi aklımdan geçirdiğim için yazdığımı sanıyor olabilirim, biraz pothetiko bir durum!

evet, Arka Sokaklar dizisinin her sahnesi bir kez çekiliyor. Bir de oyunculradan biri bunu konuk olduğu bir programda söylemişti, sanki marifetmiş gibi. Kimkiduk mu sanıyorlar artık bilemiyorum, o da bir sahneyi sadece bir kez çekiyormuş. Stanley Kubrick de tam tamına 1000 kez çekiyormuş mesela. Yani bu Arka Sokaklar dizisi aslında bir Kimkiduk eseri adeta. Ama her sahne o anda oluyor yani, ilginç. Sürekli zoom yapan bir kamera, sözde gerginlik veren bir senaryo ama bir kere bile gerilmediğin ama noluyo lan burda ne bu zoom kafası dedirten bir görüntü silsilesi. bi de bunları da baştan sonra bir bölüm izlemiş biri olarak söylemiyorum, çünkü o gir-çık zoom'lardan başım dönüyor her seferinde midem bulanıyor, uçakta gibi oluyor insan. uçakta sarhoş olup ama kendini kötü hissettiğini düşün, öyle saçma bir hissiyat işte. üzgünüm.

Bir iki sene önce belki, Cansu Dere'nin oyunculuğu ile ilgili yok kendimi geliştirdim, yok kendimi aştım bilmem ne gibi bir röportaj okumuştum, bir de bir eş-dost "yalnız bişey dicem, cansu dere iyi oynuyor" demişti. lakin kim demişti artık bu göz yanılması mı yoksa gözü kör Cansu Dere'ye aşık olmak mı, bu yani başka bi şey. Şimdi İmece, Ezel'i izlerken Kenan İmirzalıoğlu'nun değşmeyen Deli Yürek imajına, üzerinden çıkmayan kokuşmuş takım elbisesine, yıllardır başrol oynamasına rağmen hala kontrol edemediği ses tonu ve üstüne de yalan oyunculuğunu Cansu Dere'nin yalan oyunculuğu ile perçinlemesine, bu saçmalıklar arasında bir de Haluk Bilginer'i gördükçe şaşırdığıyla kalıyor insan.

yazdıklarımı okumayacağım şimdi, feci anlatım bozuklukları yaptığıma eminim.beni mazur görüyor ve kendine çok iyi bakıyorsun bebetom!


27 Ocak 2011 Perşembe

valentine için hazırlıklar başlasın

14 Şubat'ı şimdiden en içten dileklerimle kutlarım

sevgilinize şöyle şeyler yapabilirsiniz canlarım.

25 Ocak 2011 Salı

gelen bir cv örneği

Kullanılan Ofis Araçları :
Fax (Çok iyi)
Fotokopi (Çok iyi)
PC (Çok iyi)
Scanner (Çok iyi)
Printer (Çok iyi)
MAC (Çok iyi)

18 Ocak 2011 Salı

gelenekselim, gelenekselsin, geleneksel.

Maslak'ta çalışıyorum, şehir merkezinde oturuyorum, loş ışıklı bir salonum ve balon kadehlerim var lakin gel gör ki bu benim çiğ köfte sevdiğim gerçeğini yine de gizlemiyor. Gelenekselci biriyim, Adana dürüm, pide döner, kadın budu köfte severim. İşte buna dayanarak söyleyebilirim ki blogspot'tan vazgeçmem, twitter'a yazmam. facebook bile zamanımı harcarken twitter'a da üye olsam herhalde iyice kafayı yerim. Bir de şu facebookta bazı kişilerin profilleri veya fotoğrafları paylaşıma açık oluyor, işte o vakit çok değerli vaktimi birtakım sosyolojik araştırmalar yaparken buluyorum. Özellikle saç modelini beğendiğim bazı bayan arkadaşları tanımaksızın listeme ekleme taleplerinde bulunmam, hatta onlar reddettikçe kendime uygun saç modeli araştırmalarım iyiden iyiye bir hırsa bürünerek ısrarla arkadaşlık talebi yollamam zannediyorum ki çok akıl karı bir iş değil. Evet, şu an akıl karı olmadığını kendime itiraf edebiliyorum ama güzel saçlı bir kız görünce ne kendimi ne de mouse'u kontrol eden parmaklarımı tutabiliyorum. Listemde ekli olan ve şu güne dek tek bir kelam etmediğim kızlar, üzgünüm ama güzel saçlı fotoğraflarınızı kaydettim bilgisayarımın "saç" isimli klasörüne ve sizi bir kalemde harcadım.

27 Aralık 2010 Pazartesi

gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm muhteşem olacak

Yaklaşık yarım asırdır devam eden "Arka Sokaklar" dizisine, kamusal alanlarda tuvaletten çıktığında tuvalet sırasında bekleyen diğer kızlara gulumseyen kızlara, sigarayı bırakmaya çalıştığı dönemde kendini tutamayıp garsondan sigara isteyenlere, Fatmagül'ü sevenlere, Kiarostami filmlerinde uyuyanlara, bana gıcık olduğu halde yine de açıp açıp bu blogu okuyanlara, avokado sevenlere, idol kırmızı şarap içenlere, cumartesi akşamlarını evinde geçirenlere, "ben artık eskisi gibi içemiyorum" klişesini 2 haftada bir dile getirenlere, Beşiktaş pazarında ucuza güzel beyaz peynir satan ve yolda görsem tanımayacağım tombiş arkadaşa, "topshop'un kilotlarına hastayım" diyen kızlara benden selam olsun.

işime verdiğim enerjimi içimdeki saçmalama potansiyelinden alıyor olmalıymışım ki uzunca zamandır sadece çalışmakta, buraya hiç yazmamaktayım. Lakin buraya bir bok yazmama rağmen 5 yeni üyemiz olmuş, ne kaddan da güzel. Bir de onlara selam etmek isterim.

Cep telefonu olmasına rağmen mesaj filan bilmeyen sevgili dedeme de selam etmek isterim. Kendisini her gördüğümde bir önceki bayramdan kalma tebrik mesajları hala açılmamış, okunmamış oluyor.

Telefonu açtığında son ses bağırarak, anlaşılmaz bir şekilde konuşanlara ise selamdan öte, sevgilerimi gönderiyorum. Onların her şeyden önce sevgiye ihtiyaçları var. Annem bu konudan sorumlu devlet bakanı, kendisinden dolayı konu ile ilgili bilgi sahibiyim.
Telefonu kapatırken "oldu, ooldu...tamam" diye hazin sonun yaklaştığı sinyalini verenler de bu grupta yer alıyor. Onlar lütfen unutuldu sanılmasın.

Barış Manço ile delicesine danseden, Türk bayrakları sallayan binlerce Japon kardeşe de selam olsun.
Ve tabi bir de Bolu Beyi, sana da selam olsun. Dağlara yaslanmış, iç geçiriyorsundur herhalde bebeyim.