22 Haziran 2010 Salı

Nerde o eski H2000'ler?

Şu festival olaylarına beleş girmek en büyük hobim. Bunun nedenlerini derinlerde, gençliğimde arıyorum. Ve buluyorum. Kendi kendime ne çok iş beceriyorum, kendime şaşıyorum bazen, kimseye ihtiyacım yok bebeyim baksana. Kendi kendime terapi uyguluyorum şu an. Ve az sonra bir şey itiraf edeceğim.

Ben o patlayan h2000 mağduruyum.

Evet, bunu kabul ediyorum. Gençliğin verdiği gaz, kalablık ortamlara ve alkole duyulan özlem ve istekle gittiğim bu h2000 afedersin k.çımıza öyle bir girmişti ki, giden gitmeyen hiç kimsenin aklından çıkmamış. Bahsedince hala insanlar ' haa, evet hatırlıyorum' diyor. 'bir heyecanla o da senin gibi mağdur mu acep diye 'ay sen de mi ordaydın*' diyorsun ama hep o gitmemiş ama onun bi arkadaşı gitmiş oluyor. Hiç bu 'giden bi arkadaş'lardan biriyle tanışma vesilem olmadı. Peki bu müzik bile olmayan ortamdaki güruhun anlamı neydi o zaman? İşte bunu yıllardır tartışmak, kendimi bu gezegende yalnız hissetmemek adına h2000'e giden bi insan evladıyla tanışamadım henüz.




Bir de o zaman nasıl bir gazsa bu içimdeki, gidip 3. günün ortasına kadar sahne kurulur diye aç, müziksiz ve susuz beklemiştim. Ortada ne bir sahne var, ne bir allahın kulu. Tek var olan şey bir Efes standıydı. jandarmalar başımızda beklerken bir yandan arada isyan çıkmasın diye arada verilen P.J. Harvey'lerle güneşten mayışmış, çadırların kenarlarında yayılır olmuştuk. 3. gün öğleden sonra aklım başıma gelir gibi oldu da ben gidiyorum bu ne yahu diyebilmişim, bravo bana.

H2000 bir daha iş yapmaz demiştik de cidden H2000 organizasyonu piyasadan silindi birdenbire. Zaten herhalde o saatten sonra Radiohead'i bile getirse yaranamazdı artık. Radiohead kısmını ağzıyla kuş tutsa bölümüne ikame cümle olarak kullandım bu arada, bilmiyorum farkettin mi. Radiohead'in son albümünü niye dinlemiyosun diye kıçını yırtan arkadaşlara gitsin bu gönderme.

Neyse sonra Rock İstanbul diye bi şey çıktı piyasaya. Ben Radar'a gitmedim, Radar'a gidenler öve öve bitiremiyorlar ama benim bugüne dek gördüğüm en baba festivaldi bu Rock İstanbul. 3 gün 3 gece süren, yan sahnesinde Anathema çalan bir festivaldi, sen düşün. Anathema hastası olduğumdan değil, Anathema yani ne bileyim Athena değil.

Rock'n Coke'a da bi sene 50 Cent gelmişti, bunu da bahis etmeden geçemeyeceğim. Ya da geçeceğim, vaz geçtim.

Haftasonu Efes One Love'a da gitmedim. Beleş bilet bulsam giderdim, insanın gazı mı geçiyor zamanla, eski festivaller mi daha iyiydi bilemiyorum. Bir münanzara konusu olabilir.




18 Haziran 2010 Cuma

Invention of Lying

Başlamışken birkaç tane attırayım bari.

Geçenlerde bi film aldım, benim muhteşem filmciden. Beşiktaş muhiti insanıyım, Lost diye bir filmci abimiz var, sağolsun o olmasa ben cahil cühela bi insan olurdum film mevzusunda herhalde. Şu hayatta ne izlediysem ortaokul yıllarındayken annemlerin evindeki Cine5 sayesinde ve bu Lost'taki abi sayesinde izledim. Diğer dönemler yalan.

Adam bana eğlencelik bi film önerdi geçenlerde: Invention of Lying. Jennifer Garner'ı görünce ben 'aman abi ben Amerikan komedilerini sevmem' dedim. Yahu sen bi izle dedi, adam bana Amerikan değil bu İngiliz bile demedi, adam biliyor artık ne sevdiğimi.

2009 yapımı bu film yalanın henüz keşfedilmediği bi dünyada geçiyo bebeyim. Lakin adamın teki bi gün 'aman yarabbi, gerçekte var olmayan bi şey söyledim ben' diyor. Bi de yalan diye bi şey var olmadığından kimse, bir diğerinin söylediği şeyler birbiriyle çelişse bile irdelemiyor. Mesela astronotum de, adam sana ' hadi ya bundan hiç bahsetmemiştin dude!' diyor, hemen akabinde sol kolum protez diyorsun, adam bu kez 'vay be bu proteze baya para bayılmış olman lazım çünkü gerçeğe çok yakın.' diyor filan mesela. Bana sorarsan seyre değer, sorarsan neden seyre değer, çünkü bu yalan söyleyebilen adam sözde dini, tanırıyı vs yaratıyor. Gökyüzünde her şeyi bilen yaşlı bi adam var ve ben bu adamla konuşabiliyorum gibisinden.
Aslında göndermeler de var. O yüzden ben keyif aldım izlerken. Sen de izle, bence seversin. Sevmesen de bi film izlemiş olursun, bi gün bi yerde iki lafını edersin, bi hatun tavlarsın belki, fena mı olur?

Hiç fena olmaz bence. Ben fena olup olmama konularını iyi bilirim, bana güvenebilirsin.

Teşekkürler.

Sıradaki parça kurtlu kıza gitsin

Sevgili Kurtlu Kız,

Sen yazarsın da ben yazmaz mıyım? Üstelik bir de birazdan blogunu link edeceğim, ahanda buradan girin, görün, sevin bu kızı yazacağım. Ama hemen değil. Birazdan. Çünkü seni biraz pohpohlamam lazım. Biz böyle gördük bebişim, sana bir verene sen bin verceksin, ama bi kere artislik yapana da beş kere artislik yapacaksın ki sana bi daha nah artislik yapacak. Hayat böyle.

Şindi bu kızın ben bi zamanlar bloguna bakıyor muydum, bakmıyor muydum, ben nerdeyim ve kimim hiç bilmiyorum. Zaten blogun da suratına bakmaz oldum. Ha twitter'a sardırdığım filan da yok, zira twitter'ım da yok, tek zamazingom facebook. Twitter, friendfeed gibi gevişlere girersem bunların arasına tüm zamanımı harcayacakmışım; o ne yazdı, bunu takip ediyor mu gibisinden bilgisayarın içinde kaybolup gidecekmişim gibi bir hissiyat bürüdü içimi. Geçenlerde de bir dost, 'twitter tam sana göre bebeyim' dedi oysa ki. Aman yok arkadaş, uzak dursun bana ya ne bileyim, sevemiyorum.

Nankör bir insanoğlu olarak bloga da posta koymaz oldum, bloga posta koydum yani. - bu yaptığım kelime oyunundan da aşırı etkileniyorum şu an- ama yine de bu kurtlu kız, beni bloguna yere göğe sığdıramamış, yok şöyle iyi, böyle takip ediyorum - bkz. AYI ABARTISI-
şaka şaka, öyle dememiş ama kendi çapında bana en iyi blog ödüllerinden birini vermiş, kendi yaptığı el örmesi bir ödül. Lakin hiç hor görmüyorum, benim için Oscar'a bedel.

Bir de bu benim blogun tuhaf bir yanı var, mesela bi zamanlar kayıtlı 60 tene okuyucu vardı, sonra bunlar küstüler mi noldu bilmiyorum, birden 50 oldu. Ulan dedim yazmayınca insanlar üyeliklerini siliyorlar herhalde. Ama gene de yazmadım,saçmalayasım gelmedi, günlük hayatta bol bol saçmalıyordum herhalde o dönem. Sonra bi gün bi baktım gene 55. okuyucu olmuş. Bu okuyucular kendi kendilerine bana küsüyorlar mıdır nedir? Ya da 54. izleyiciye Ördekçioğlu tencere seti vermiştik bi ara, hatrına gelmediyse bakıver burdan, ondan mı yapıyorlar acaba? Tencere kalmadı da ne bileyim, 67. okuyucuya bir kitap hedayeedebiliriz, ama okuduğum kitaplardan veririm, hemi de bir manası olur. Okumak iyidir, ruhu besler hesabı.

Kurtlu kızcığın bloguna bakacağım, kendisine şu şarkıyı armağan ediyorum.
Bi de görsem kendisini şöyle bir şey hediye edeceğim. Kendisi bunu gerçekten hakeden çiçek gibi bir insan.

Ahanda buradan girin, görün, sevin bu kızı.

Bak sana yukarıda yazacağım demiştim, nihayetinde verdiği sözü tutan bir insan evladıyım. şimdi beni daha çok seviyorsundur.

Belki bikaç kişiyi sarar, okurlar felan. Bazılarını da sarmaz, ama olsun, ben yine de bu inceliği göstereyim, dimi? Menfaatçi miyim? Genel olarak öyle olabilirim tabi ama artık bu noktadan sonra kendisinin beni pohpohlayacağını sanmıyorum. Herkes kendine çalışır.

Hep kız diyorum ama kızdır herhalde, nedense kızcağız deyip durdum. Olsun yarma gibi bir adam da olsan, benim için kurtlu bi kızsın. Blog sayfana o kız resmini koydun diye herhalde, bi de insanın yazı dilinden de anlaşılıyor sanki.

Sağlıcakla.