23 Temmuz 2010 Cuma

i found a reason

Dinlediğin müziğe, ister istemez o anki duygularını kazıyorsun. Ve yıllar sonra dinlediğinde yine o günkü heyecanı, mutluluğu, hüznü ya da her neyse işte, birebir yaşıyorsun. Yaptıkların, hissetiklerin, hissettirdiklerin çalan o iki dakikalık şarkı boyunca yine içine doluveriyor.
Öyle değil mi sence de?

Karnında dolaşan filler, sinirden tepinmeler, hayatında hiç yer tutmayacak insanlara sırf senin manitanın arkadaşı diye iyi davranmalar, okulda hep vakit geçirdiğin, bugün çağırdıklarında düğününe bile gitmediğin eski dostlar, bir konserde bir dostunun senin manitanın yanından sana yalandan sevgi dolu bakışları, göz kırpmaları, hayatındaki tek teselli olduğunu düşündüğün ama bugün yüzüne bile bakmadığın insanların onlarcasını sana hatırlatan şarkılar günün birinde tokat gibi kendini sana zorla da olsa hatırlatıyor.

Artık büyümüyorsun, yaşlanıyorsun ve yalnızlaşıyorsun. Eskiden 150 kişiyle bir arada uyurdun, bugün kendine bir ev arkadaşı bile edinemiyorsun, kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun. Eskiden bir parti dönüşü 8 kişi ile beraber bir dostun evinde yerlerde uyurdun, şimdi sen kendi salonunda kimse uyumasın istiyorsun. Bunu da bir hak olarak görüyorsun. Kendini göz göre göre yalnızlaştırıyorsun, salak.

Şimdi 3 bira içince akşamdan kalma ol, sanki eskiden haftada 4 gün delice içmiyormuşsun gibi, değil mi? Şimdi ertesi gün hesapları yap, sabah uyan, otobüse bin; sanki beraber uyumuşsun gibi yumuk gözlü adamlarla göz göze gel, bazen sarhoş uykuya daldığın eski dostlardan biriyle dolmuşta karşılaş, kaldığın yerden konuş ama kaldığın yerden yaşama.

Bazen işte böyle içindeki özlem büyüsün, saçlarının parıldadığı, içki içip akşamdan kalma olmadığın, hayatını renklendirdiğini düşündüğün ama hiç renklendirememiş insanları.

Sonra düşün, zamanla ne kadar az aklına geldiklerini, ne kadar az eski fotoğraflara baktığını hatırla.

Zaman işte, aslında var bile olmayan bir süzgeç. Üzerinde kalanlar bu akşam senin oturup iki bira içip, gülüşeceğin insanlar. Gerisi hikaye mi? Değil. O geri kalanlar da hatırladığın ya da hatırlamak istediğin kadarıyla zihninde zamanla o süzgeçten tekrar tekrar geçen anılar sadece.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

mehmet vol.2

üzgünüm bebeğim ama ne yazık ki sen bana ait değilsin.


Memo için yaptığım şu ilan bayağı işe yarıyormuş. Mehmet'i bulamadım ama işe yaradığını kanıtlamış oldum. Şu yanda görülen kedi Mehmet ile birebir tarife uyduğundan Beşiktaş muhiti oturanları tarafından sürekli olarak yakalanarak, bilmediği tanımadığı evlere götürülüp beslendi, doyuruldu. İnsanlar benim ilanı görüp, ortalıkta dolaşan bu tasmalı, sahipsiz kediyi tutup evlerine götürüyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar, bana ait olmadığını öğrenince de sokağa salıyorlar. Salsınlar tabi, elalemin yaşlı kedisine bakacak halleri yok.
Ama bu kedi günlerdir 5 ev filan gördü tahminimce. Bir de bu sokağa çıkmaya alışmış, aslında kaybolmamış, şöyle bir iki tur atıp evine dönen kedilerden de olabilir. Millet bunu evine alıyor filan, bunun da ağzı var dili yok tabi, sahibine anlatamaz, bugün başıma ilginç bir şey geldi, insanlar beni baya bi doyurdu, suladı gibisinden.



Artık ben de işin aslını öğrenince, beni arayan kişilere direkt boynundaki tasmada çıngırak var mı diyorum? Karşımdakinin heyecanla evet evet var demesi üzerine benim ' işte o zaman o kedi benim kedim değil' diyerek heveslerini gursaklarında bırakıyorum.
ama ne yapayım yani? onu alıp memonun yerine ona bakacak halim yok heralde. Herkesin kedisi kendine bebeğim.

Neyse, son ümidim beni dün gece arayan yaşlı teyze. Benim Mehmet'i bulduğunu, eve götürdüğünü iddia ediyor ama telefonu kapalı, öldü mü noldu bilemiyorum artık. Hayat bana neler getirecek bilemiyorum. Hiç bilemiyorum öf.

15 Temmuz 2010 Perşembe

mehmet


Dün akşam gözüm gibi baktığım, kıçımın dibinden ayırmadığım biricik oğlum Mehmet, evde yoktu.
Eve geldiğimde kapıda beni karşılamamasından hafif kıllandım. Evin her bir köşesine baktım. En etkili yol olan mama kutusunu salladım - ondan çıkan hışır huşur sese doğru depar atıyor çünkü- ama bebetom ortaya çıkmadı. Çıkmadı anlıyor musun? Açık cam vardı evde, gerçi ben 2,5 yıldır onunla yaşıyorum, 2,5 yıldır da cam açık. Şu ana kadar iki kez düşmüştü o da arka bahçeye zaten. Sabah uyandığımda bağırıyordu bahçeden bana çaresizce meleğim.
Ama bu kez, yer yarıldı içine girdi sanki. Camdan düşerken kanatlandı mı, ne oldu yani? Ya da bir kartal onu benim penceremden alıp uzaklara mı götürdü acaba?
Yeni taşındığım yerde herkesin kapısını çalıp tek tek sordum. Ulan hiç de yüz göz olmak istemem ama mecburen apartmanda oturanlara yakşamlar filan demek zorunda kalacağım, alacağın olsun Mehmet, beni bu hallere düşürdün ya alacağın olsun!
Bi de bunun çükünü kestirmiştik zamanında, aşna fişna yapacak hali de yok. Kimle konuştuysam çıkar ortaya, bi yerde saklanmıştır, apartmanın önüne gelecek görürsün bak falan filan. Ulan ya gelmezse?
Ya gelmezse diyorum sana damn!
Yani iyi hoş olup yaşıyorsa ve gelmiyorsa eyvallah da yaralı yaralı bi yerlere gidip saklanıp orda öldüyse? Bi de pısırık bi şey, öyle tez canlı filan da değil. Bilemiyorum ne yapacak benim süt bebeğim varoş sokak kedilerinin arasında acaba ?
Evine dön bebeyim, çok üzülüyorum.
Şu lanet şarkıyı dinleyen bir apaçi oldum sayende, sağol ya çok sağol!

13 Temmuz 2010 Salı

beni bu sıcak havalar mahvetti

Yılın en verimsiz, en motivasyonsuz zamanı olan tatilin hemen öncesindeki 2 haftadan herkese merhaba!

İşe birtakım yeni girmiş olan kişiler, tüm yaz tatil yapmayacakları düşüncesine kendilerini mi alıştırıyorlar, nedir, ağızlarından bir tek tatil kelimesi çıkmıyor. Oysa ki ben, tatil günüm belli olduğundan beri ofiste oturduğum sandalyenin üstünde kıvrım kıvrım kıvranıyorum. Gideceğim yerin adını yazıp dümdüz bir mantıkla google görsellere tıklıyorum ve sadece deniz fotoğraflarına bakıyorum. Neyse ki Kınalı Ada'da bi kere yüzdüm de o yüzüş benim gazımı aldı biraz.

Tatil yaklaştıkça benim motivasyon iyice yerlerde bebeyim, çok fenayım, bildiğin gibi değil.

Bir de bi tane terzi var Beşiktaş'ta çalışıyor kendisi. Onun için üzülüyorum. Bir de korkuyorum ondan. En son bir elbise vermiştim, ucuz olduğu için aldığım gereksiz bir elbise olduğundan sinirim bozuldu, kendime kızdım ve almadım ondan. Halbuki adama akşam üstü geleceğim demiştim, lakin 5 ay filan geçti bu akşam üstünün üstünden.

Bir de geçenlerde bi pantolon verdim, Cumartesi günüydü, 'Pazar açık mısınız?' diye sordum, değilmiş. İnanılmaz bir hayal kırıklığı yaşıyormuş gibi 'ouw, o halde akşam üstü uğrayıp alsam olur mu?' dedim, adam tabi kabul etti, hemen yapmaya başladı. Şimdi üstünden 5 gün geçti. Kim bilir kaç pantolon, kaç elbise sahibini bekliyor adamın dükkanında..

neyse, onun için endişeleniyorum, duyarsızlığına. Ben olsam kesin laf sokardım, 5 gün oldu demek o kadar acil değilmiş ha filan derim, bilemiyorum, kendimi tutamam.

Kendisine buradan sevgilerimi iletiyorum, sırf Edirneli diye kendisiyle gurur duyan bir insan, şaka yaptığı zaman beyağğ filan diyor işte, bilemiyorum, endişe veriyor bana bu adam.